İşveren Olmak

Günümüzde çalışma koşullarının giderek ağırlaşmasıyla, bir çok insanın hayali kendi işini kurmak olmaya başladı. Hatta öyle ki, bunun sağlayacağı özgürlükleri düşünerek, mevcut gelirinin çok daha aşağısında bir geliri olsa bile kendi işine sahip olmak isteyenlerimiz gün ve gün artıyor. Özellikle –her ne kadar kötü bir tabir olduğunu düşünsem de- “beyaz yaka” olarak çalışanlar arasında gün boyu kuracağı işin hayaliyle yaşayanları görmek mümkün.

Fakat, o aşamalarda farkında olunmayan ve pek de umursanmayan bir gerçek de var. Kendi işini kurmak yalnızca özgür bir patron olmak değil, işin doğasına göre başlangıçta olmasa da işler yolunda giderse aynı zamanda bir işveren olmaktır. İşveren olmak belli bir noktaya kadar “patron ben değil miyim, ipler benim elimde olacak” tadında görünüyor. Ama davulun sesi uzaktan hoş geliyor, biraz daha yakınlaşmakta fayda var.

Şirketinizde işler iyi gidiyor, artık eleman alma zamanı geldi diyorsunuz. Peki ama doğru personeli nereden ve nasıl bulacaksınız? Hangi kriterlere bakacaksınız? Ne kadar ücret ödeyeceksiniz? Peki ya yan hakları?

DOĞRU PERSONEL SEÇİMİ

Yılların profesyonel tecrübesine de sahip olsanız, genelde yabana attığımız bir departman vardır şirketlerde, o da insan kaynakları. (Son dönemde maalesef masabaşı olsun da, ne iş olsa yaparım tadındaki yeni mezunların hedefi olmaya başladı bu birim, ama bu ayrı bir değerlendirme konusu olabilir.) Nihayet anlıyorsunuz ki, tüm bu şirketler hayrına vermiyormuş İK çalışanlarının maaşlarını.

Küçük bir şirkette, tecrübesiz bir işveren olarak işe alım sürecinde çok dikkatli olmalısınız. Büyük şirketlerde, işe alındıktan sonra uyum sağlayamayan veya başarısız olan bir personelin şirket açısından yarattığı kayıp çok değildir. Bekleyen birçok yeni aday vardır, yola başkasıyla devam edilebilir. Departmanlarda çalışan sayısı çoktur, başarısız olan elemanın üstlendiği görevler yeni personel gelene kadar başkasına aktarılabilir. Fakat sizin için öyle değildir. Uyum sağlayamayan bir elemanın size maliyeti çok büyüktür. Hem o süreçte ona yaptığınız maddi yatırım tümüyle bir kayıptır, hem eğitimi ve işi öğrenmesi için vakit kaybetmişsinizdir, hem de yeni bir personel istihdam edene kadar önceki sıkıntılara geri dönersiniz. İşte bu nedenlerle, doğru personeli istihdam etmek, küçük şirketler için çok daha önemlidir.

KÜÇÜK FİRMALAR VE KARİYER SİTELERİ

İlk aklınıza gelen, kariyer sitelerinden birine ilan vermek olacaktır. Fakat ilk görüşmenizin ardından maliyetlerini duyunca bundan vazgeçebilirsiniz. Vazgeçmez iseniz, benim size tavsiyem, iş tanımınızı biraz geniş yapmanız. Bu lüzumsuz bir çok başvuruyla sizin eleme sürecinizi biraz sıkıntıya sokacaktır. Fakat daha nokta atışı bir iş tanımına göre daha çok başvuru alacaksınız. Bu da size daha sonra ihtiyaç duyabileceğiniz farklı pozisyonlar için ufak da olsa bir öz geçmiş havuzu sağlayacak, belki de kısa süre sonra farklı bir konuma alacağınız personel için tekrar ilan masraflarından kurtaracaktır. Bunun yanında, ücretsiz bir çok ilan sitesi var, bunları iyi değerlendirin. İşsizlik insanı o kadar çaresiz bırakan bir olgu ki, tahmin edemeyeceğiniz, güvensiz görünen, kimse oradan öz geçmiş yollamaz dediğiniz sitelerden harika başvurular alabiliyorsunuz.

HANGİ ŞARTLARI SUNACAĞIM?

Yeni ve imkanları kısıtlı bir firma olarak, maalesef çok fazla uçamayacaksınız eleman alımı noktasında da. Fakat, eğer sizi yarı yolda bırakmayacak, size yük olmak yerine, sırtınızdan yük alacak bir personeli istihdam edecekseniz, tabii ki imkanları da mümkün mertebe iyileştirmek durumundasınız. Çünkü, az önce belirttiğimiz İK profesyonellerinden bir çoğu da firmalarındaki her kademeden pozisyon için böyle insanların peşindeler. Bu noktada unutulmaması gereken bir detay var. Şirketiniz büyüyecek, aynı veya farklı konumlara bir çok elemanınız olacak. Yani olay bir kişiyi istihdam etmekle bitmeyecek ve siz bu gerçeği ilk andan itibaren düşünmelisiniz. Uzun vadeli bir maaş ve yan haklar politikanız olmalı. Bu personelin zaman içerisinde düzenli zamlar alacağı, daha üst konumda alınacak sonraki personellere daha iyi imkanlar sunmanız gerekeceği gibi gerçekleri de ilk adımdan düşünmeniz gerekiyor. Maalesef daha sonra “senin maaşın yüksek başlamıştı zaten, bu yıl zam yok” gibi bir düşünceniz, imkanları çok iyi olsa da çalışanın motivasyonu kaybetmesine neden olacak ve belki de süreç firmanızdan ayrılmasına kadar gidecektir.

MAAŞ+YOL+YEMEK+SSK+PRİM

Çalışanın sizin firmanızı tercih etmesi ve daha sonra da mutlu bir şekilde süreci devam ettirebilmeniz adına bazı noktaların önemi iyi kavranmalı. Maalesef ülkemizde kontrolsüz bir piyasa var. Birçok işveren, yıllar boyunca çalışanlarının en temel haklarını gasp etmiş, maaşlar geç veya eksik yatmış, sigorta ödemeleri düzenli olmamış, söz verilen primler verilmemiş vs. Bu nedenle iyi bir çalışanı kadronuzda tutmak istiyorsanız, dürüst olun. Gerçekleştiremeyeceğiniz vaadlerde bulunmayın.

İşe yorgun argın, bitkin vaziyette ulaşabilen bir çalışandan verim alamazsınız. İkamet, ulaşım gibi konuları işe alım sürecinde mutlaka dikkate alın. Sigorta primlerini asgari ücretten yatırmakla, gerçek maaş üzerinden yatırmak sizi asla batırmaz, buna dikkat edin. Personelin kaliteli ve temiz yemek (bu pahalı demek değildir) yiyebilmesini sağlayın. Kendinizin yiyemeyeceği bir yemeği kimseden yemesini beklemeyin. Ödemeyeceksiniz, maliyetleriniz kurtarmayacaksa prim sözleri vermeyin. Bunlar belki sizin için çok anlamsız ve basit konular olacak, fakat hiç bir zaman unutmayın, herkesin imkanları aynı olmayabiliyor ve siz bir köle değil, şirketinizi birlikte büyüteceğiniz bir takım arkadaşı istihdam ediyorsunuz.

Personeliniz konusunda ucuz hesaplara girmeyin ve hiç bir zaman unutmayın, iyi ve mutlu bir personel, küçük bir şirkette sandığınızdan çok daha büyük farklar yaratır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir