Bir Şirket Ne Harcar Ne Kazanır

Kendi işinin sahibi olmak düşüncesi, giderek daha küçük yaşlardan itibaren gençleri sarmaya başladı. Özellikle bin bir uğraş sonucu okunulan okulların, alınan diplomaların, kendini geliştirme çabalarının karşılığını vermeyen bir özel sektör; tüm kriterlerin torpil kapısına çıktığı bir kamu, haklı olarak farklı alternatifler düşünmeye itiyor hepimizi.

Bir çoğumuz merkezi yerdeki bir büfenin ne kadar kar ettiğini hesaplamışızdır kafamızdan. Veya internette farklı bir şey gördüğümüzde bu iş tutar demiş, şu kadara alsan, bu kadara satsan, günde x tane sattın mı, off paraya bak diye yazıp çizmişizdir. Peki ama bir iş kurmanın maliyeti ve riskleri o kadara alıp, bu kadara satmaktan mı ibarettir? Aradaki farklar olduğu gibi cebimize mi kalır, bizi neler bekler?

Genel olarak, bir çok genç girişimcinin şirket maliyeti hesabı tahmini satış fiyatından, alış fiyatını çıkartıp, bu da yine yalnızca “tahmin” ettiği satış miktarı ile çarpmak. Konuya biraz daha yakın olanlar, cuzi miktarlarda işletme giderleri de ekler buna. Vergi kavramı o an için –o da konuya tamamen uzak olmayanlara- yalnızca %20 kurumlar vergisidir. Bunu da ödersiniz. Kalan tüm para cebinizdedir. Bu planlamaya göre, uslu bir çocuk olursanız uçabilir, görünmez olabilir veya başka doğa üstü güçlere bile sahip olabilirsiniz belki de. Fakat maalesef gerçek dünyada işler böyle yürümüyor.

Bir şirketin gerçek maliyetleri nelerdir?

Öncelikle şunu belirtmeyim ki, bu yazımda yalnızca şirketin işletme sürecindeki maliyetlerinin genel kalemlerinden bahsedeceğim. Bu maliyetlerin detayları, ilk kurulum maliyetleri ve ticari faaliyete konu ürün veya hizmetlerin maliyet yapısının nasıl analiz edilmesi gerektiğinde ayrı yazılarda değineceğim.

Vergiler ve devlete yapılacak diğer ödemeler

Bir şirket gerçekleştirdiği ticari  faliyetlerden dolayı belirli yükümlülüklere tabidir. Yalnızca mal alım satımı yapan bir firmayı ele alalım. A liraya aldığı malları, B liraya satarak bir gelir elde etmektedir. Başta da bahsettiğim gibi, bir çok girişimci adayı için, yalnızca bu satıştan oluşan kazanç üzerinden verilecek kurumlar vergisi tek giderdir. Ama ona varıncaya kadar olan kısım pek bilinmez.

Daha rahat anlaşılması açısından A ve B yerine değerler vererek gidelim. Diyelim ki, aylık 100 lira+KDV’lik mal alımı yapan bir firma, bu malları 150 lira+KDV bedel karşılığında müşterilerine satıyor olsun.

Bizi karşılayan ilk masraf, alış ve satış KDV’leri arasında kalan farkı ödemek. Aslına bakarsanız, konuya hakim olmadan planlama yapan bir çok girişimciyi gerek anlamak, gerekse ödemek açısından en çok zorlayan kısım bu oluyor. Cebimizden KDV dahil 118 lira çıkartarak aldığımız ve müşterimizden aldığımız KDV dahil 177 lira karşılığıda sattığımız bu ürün için, işlemi takip eden ay içerisinde oluşacak KDV beyannamesi ile KDV’lerden doğan farkı (27-18=9 lira) devlete ödememiz gerek. Bu miktar, aslında bizim devlet adına tahsil ettiğimiz vergidir ve devlete öderiz. Daha şimdiden, 59 lira olarak düşündüğümüz kazancın 9 lirası (bu örnekte yaklaşık %15’i) gitti bile.

(Burada, satın aldığımız malları ihraç etmemiz, yani satışta KDV almamamız durumunda lehte bir farklılık oluşur. İhracatta KDV istisnası olarak tanımlanan bu konuya da detaylarıyla değineceğim.)

Bunun yanı sıra, firma ortaklarının ve çalışanlarının sosyal güvenlik primleri düzenli olarak yatırılmalıdır. Ayrıca, çalışanlarınız ile net ücret üzerinden anlaşma yaptıysanız, her ay, onların gelir vergisinden doğan primleri de yatırmalısınız. Bu iki kalem, her ay önünüze geldiğinde sizi şaşırtacak meblalara ulaşabiliyor. Bunlar söz konusu personelin gelirine göre oranlanan miktarlar olduğu için, toplam giderlerin içerisindeki payı ciddi değişiklik gösterebilmektedir.

Ofisiniz/dükkanınız kira ise, bir de bu kira üzerinden ödemeniz gereken stopaj söz konusudur. Bunu basitçe anlatmak gerekirse, devlet size diyor ki, sen bu kirayı mal sahibine ödeyeceksin, ama o bana bu kira gelirinin vergisini öder mi ödemez mi bilemem. O yüzden, sen kirayı mal sahibine öderken, onun %20’si kadarını da, mal sahibinin gelir vergisi yerine sayılmak üzere bana öde. Nasıl, güzel değil mi? Onu da ödedik, sıradaki gelsin.

Sırada, o ilk kabataslak hesabımızda gündeme aldığımız tek vergi olan kurumlar vergisi (kazancımızdan doğan vergi) var. Bu verginin matrahı (hangi miktar üzerinden ödeyeceğimiz) elde ettiğimiz gelirden, bütün bu sayılan vergiler, mal alım giderleri, diğer genel işletme giderleri, finansman giderleri vs. düşüldükten sonra ortaya çıkan miktardır. Bu miktarın %20’si devlete kurumlar vergisi olarak ödenir. Ufak bir not, bu sabit %20 oranı limited şirketler için geçerli olup, şahıs şirketleri için gelir miktarına göre artan oranlarda gelir vergisi uygulanmaktadır.

Bu vergiyi, devlet sizden yıl sonunda bir kerede almaz. Onun yerine, 3’er aylık dönemler halinde hesaplatır ve talep eder. Yıl sonunda ise, bir yıllık toplam hesaplanıp, 3’er aylık dönemler için ödediğiniz vergiler bundan düşülerek, bakiye kısmını sizden alır. Aslına bakıldığında ha 3 ayda bir ödemişim, ha yıl sonunda toplu ödemişim ne fark var ki diyebilirsiniz. Fakat özellike küçük işletmeler için, arada yapılacak ödemeler, nakit akışını olumsuz etkileyerek, çok daha büyük sorunlara yol açabilmekte olduğundan, dikkatle takip edilmesi gereken bir konudur.

Bu noktada, maalesef girişimcilerin farkında olmadığı bir diğer husus ortaya çıkıyor. Vergileri ödenmiş durumda elinizde kalan parayı kendi paraları sanıyorlar. Hayır, bu para şirketin parasıdır. Şirketin tüzel kişiliğinin üzerinde durmaktadır. Siz şirket ortağı olarak bu parayı kullanmak isterseniz, parayı kar dağılımı ile üstünüze almanız gerekmektedir. Bu sefer de ortaya, kişisel gelir verginiz çıkmakta. Stopaj olarak %15 ödeme yaparak bu parayı alabilirsiniz. Örnek vermek gerekirse, vergiler sonrası kasasında 200 lira kalan 2 ortaklı bir şirketin ortakları bu parayı almak isterse, 100’er lira dağıtılacak, bundan gelir vergisi stopajı düşülerek her bir ortağın eline yaklaşık 87 lira geçecektir. Gördünüz mü, para kazanmak sanıldığı kadar kolay değil J

Peki, devlet babanın bizden aldıklarının dışında hangi düzenli ödemelerimiz olacak, faaliyetlerimizi sürdüğümüz bir ay için başka ne masraflarımız olur?

Bizler şirket kurulumu esnasında, genellikle ofis/dükkan kirasını tek bir kalem gibi düşünürüz. Fakat bu ofisin çalışması sırasında oluşacak giderleri net düşünemeyebiliyoruz. Kiranın yanı sıra, aidat, güvenlik masrafı, sigorta, elektrik, su, ısınma, internet, ofise ait sabit ve mobil telefonlar, faks gibi sürekli giderlerimiz olacaktır. Bunun yanı sıra, her zaman gözden kaçan, fakat yeni bir şirket için hatırı sayılır maliyetler getirebilen, ofisin temizliği ve personelin yemek giderleri de unutulmalı. Bir çok firma, bir süre sonra, aylık çay/kahve giderlerinin ne kadar olduğunu şok olarak fark ediyor emin olun.

Personel maaşlarını gününü geçirmeden ödemenin personelin huzuru ve şirketin sağlıklı işleyişi açısından ne kadar önemli olduğunu anlatmaya bile gerek yok sanırım. Bunun yanı sıra, eğer çok ortaklı bir yapı ise, ortaklara da sabit birer maaş bağlamak ve şirket faaliyetlerinden elde edilen karın, yalnızca belirli dönemlerde hesaplanarak dağıtılmasını sağlamak oldukça sağlıklı bir yöntem oluyor.

Ödemesi yıllık olarak bir kere de yapılsa da, değerlendirme açısından aylık maliyetimiz gibi görmemiz gereken bazı giderlerimizde vardır. Bunları şirket internet sayfasının domain ve hosting giderleri, yenilenmesi gereken marka, patent, kalite sertifikaları gibi belgelendirmelerin giderleri, muhasebeci ve avukat giderleri, eğer kullanılıyorsa aylık reklam, adsense giderleri, şirket araçlarının yakıt, bakım maliyetleri, faaliyet alanı ile ilgili üye olunan dernek ve oda aidatları vs. gibi düşünebiliriz.

Girişimciliğin önündeki en önemli engellerden birisi başarısızlık riskidir. Başta zamanınız olmak üzere, ortaya konulan bir çok şeyi bir hiç uğruna kaybetme psikolojisi bir çok durumda girişimcileri baskılar. O nedenle, finansal öngörünüzü doğru yapabilmek, kısa ve orta vadede ne gibi finansal risklerle karşı karşıya olduğunu bilmek açısından önemlidir. Böylece en kötü durum senaryonuzu, hatta ihtiyaç olması durumunda çıkış senaryonuzu bile oluşturabilirsiniz. Bu da üzerinizdeki baskıyı azaltacaktır.

İlk kurulum maliyetlerini ayrıca işleyeceğim, fakat bunlar genelde kuruluş döneminde bir şekilde çözüme ulaştırılan giderler oluyor. Girişimcileri yolda bırakan ise, işletme sermayesi, yani faaliyetler esnasında oluşacak düzenli giderlerinin karşılanaması oluyor. O yüzden bunların çok dikkatli ve sağlıklı analiz edilmesi önemlidir.

Bol işletme sermayeli günler dilerim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir