Yolda Kalmanın Formülü; Akmayan Nakit…

Bir çok yerde duymuşsunuzdur girişimcileri motive etmek konusunda kullanılan klişeleri. Bunların biri de “çok düşünmeyeceksin, kervan yolda düzülür, su akar yolu bulur, bir an önce harekete geçmelisin” olur genelde. Doğrudur, çok fazla irdelemek, detaylar arasında boğulmak, insanı bir noktadan sonra bardağın boş tarafını gören, her şeye olumsuz tarafından bakan bir hale getiriyor. Girişim şevkini kırabiliyor. Fakat işin finansman boyutu maalesef duygusallıktan uzak ve kağıt üzerinde kendini gösteren verilerden oluşuyor, o nedenle şakası yok.

Bir çok girişimci, ihtiyacı olan sermayeyi yalnızca işin kurulması aşamasında ihtiyacı olan nakit veya kredi olarak düşünüyor. Fakat gerçek daha sonra ortaya çıkıyor. Şöyle bakalım, elimizde belirli bir miktar para var. Bu para nelere gidecek? Çok temel iki bölüme indirgeyebiliriz bunu. İlk kurulum maliyetleri ve işletme maliyetleri. İlk kurulum maliyetlerini daha sonra detaylıca konuşacağız. Peki bu işletme maliyetleri nelerdir? İşletme maliyetleri, şirketimizin aylık harcaması gereken periyodik miktarları ve daha önemlisi faaliyetlerimize konu mal veya hizmetlerin maliyetini içeriyor. Aylık ne harcarız, elimizde ne kalır, bunlara daha önce değindik. Faaliyetlerimizin devam etmesi için, sürekli olarak tekrarlanan gidelerimizi gözden çıkartamayız. Ama ben şirketimi kurmuştum, orada sermayemi harcamıştım demek gibi bir lüksümüz yok maalesef.

Biraz iyimser yaklaşalım ve maliyetlerimizin bu kısmının minimize edildiğini var sayalım. Kendi başımıza çalışalım, çalışan maliyetlerimiz yok olsun. Ofisimiz babadan kalma olsun ve hatta diğer giderleri de yok edelim. Tek başına oradan alan, oraya satan bir genç girişimci olalım. Genciz, piyasada yeniyiz, ticari geçmişimiz, banka referanslarımız yok, sınırlı kaynaklarımız var. Siz böyle birisine vadeli olarak mal satar mısınız? Alacaklarınızı açık hesaba bırakıp, söz verdiği günde ödemesini bekler misiniz? Cevabınızı duyar gibiyim, merak etmeyin, piyasadakiler de aynı cevabı verecek, (ne anlama geldiğini anlamasam da) “para peşin kırmızı meşin”. Malı aldık, götürdük satmaya. Karşınızda genç bir adam var. Piyasaya yeni giriyor, elinde belirli bir mal var. Biliyorsunuz ki yaşamak, piyasada tutunmak için o malı satmaya ihtiyacı var. Pazarlıkta eliniz güçlü. Fiyatı kırıyorsunuz, nakliyeyi ona yüklüyorsunuz, elinizden geleni yapıyorsunuz ve son anda öldürücü darbeyi vuruyorsunuz, “vadeli öderim”. Merak etmeyin, bunu siz de yaşayacaksınız.

Malı aldık, malı sattık. Yani amacımıza ulaştık, ee ne var ki bunda, zaten bunun için çalışmıyor muyduk?

Evet bunun için çalışıyorduk, fakat bu şekilde elimizdeki o meşhur sınırlı kaynak çok geçmeden suyunu çekecektir. O noktada maalesef çarkın kitlenme riskiyle karşı karşıya kalıyoruz. Alış vademiz ile satış vademizin denk gelmemesi veya satılan bir malın ödemesinin zamanında alınamaması gibi konulardan dolayı bir anda elinizde mal almak için gerekli olan paranın olmadığı bir pozisyonda sıkışıp kalabilirsiniz. İşte bu, denemeniz halinde sizin açınızdan yolda kalmanın en garantili yoludur.

Nakit akışının önemi

Sonuç olarak, bir işletmede faaliyetler karlı da olsa, eğer doğru zamanda doğru miktar elinizde değilse tıkanır kalırsınız. Nakit akışını düzenlemek, özellikle tecrübesizlik dönemlerinde oldukça zordur. Bunun en büyük nedeni de, sıkıştığınız anda firmalardan ödeme almayı zorlayacak veya yapmanız gereken ödemeleri erteyelecek gücünüzün ve referansınızın olmamasıdır. İşlerim için her zaman kullandığım bir cümle vardır “zamanında gelmeyen para, hiç gelmesin daha iyi” çünkü gecikmeyle geldiğinde, siz sisteminizin döndüremediğiniz için kapıya kilit vurmak durumunda kalmış bile olabilirsiniz.

Kar ile nakit iki farklı olgudur. Bu ikisi arasındaki fark iyi irdelenmeli. Hepimiz iflas eden şirketlere ilişkin haberleri görüyoruz ve çoğumuz ilk etapta diyoruz ki “bu kadar büyük şirketi batırmayı nasıl başardılar, bu iş çok karlı biliyordum, bu adamlar nasıl battılar” vs. İşte bu batışların hatırı sayılır bir bölümü yalnızca nakit akışlarını doğru yönetememekten kaynaklı sıkıntılar. İşte burada çok tanıdık olduğumuz başka bir söylem karşımıza çıkıyor “kontrolsüz büyüdüler”. Basit bir mantık kuralım. Sıkça alışveriş ettiğimiz bir mağazayı düşünelim. Bir anda büyüyor, şubeleşmeye başlıyor, 2-3 derken 5 şube oluveriyor. Herkes imrenerek bakıyor büyümesine, çok başarılı buluyor. Ertesi gün ise bir bakıyorlar, kapıya kilit vurulmuş. Veya küçük bir atölyede üretim yapan KOBİ, yeni ve son teknoloji fabrikasına geçip üretimini arttırdıktan aylar sonra ödeme güçlüğü çekerek fabrikasını kapatıyor. Ticari mantığımız ne diyor, mağaza şubeleri arttığı için daha çok mal almaya başlıyor, o yüzden de maliyetleri daha da düşüyor, karlılığı artıyor. Veya fabrika üretim kapasitesini arttırdığı için daha uygun koşullarda hammadde alıp, son teknoloji ile daha kısa sürede üretip, çok daha iyi koşullarda satışı gerçekleştiriyor, karlılığını arttırıyor.

Evet doğru, muhtemelen her iki örnek de karlılığını arttırmıştı batmadan önce. Ama hesaba katmadıkları ya da evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir nokta vardı. Nakit akışı. Daha öncesinde uyuşmayan alım-satım vadeleri, sermaye yapısı tarafından tolere edilebilir seviyedeyken, bunu bir kaç katına çıkarttığınızda soluğunuz kesilebilir. Evet, ortada çok daha büyük bir kar vardır, fakat bu kar sizin kasanızda olmadığı sürece bir anlam ifade etmez. Hatta, banka ve diğer kuruluşlardan sağlamak zorunda olduğunuz finansmanın maliyeti olarak size eksi olarak geri döner.

Sonuç olarak, özellikle yeni kurulan firmalar ve küçük işletmeler için, maliyet ve karlılık analizi kadar, nakit akışının iyi değerlendirilmesi ve yönetilmesi önemlidir. Maliyetleriniz yüksek, karlılığınız düşükken istediğiniz kadar kazanamaz, planlarınızdan sapmalar yaşarsınız. Ama yaşarsınız. Nakit akımındaki sıkıntı ise damarınızda dolaşan bir zehir gibi sizi yavaş yavaş sona yaklaştırır. Bol nakitli günler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir