Yok Hükmünde Kalite Belgeleri

Son yıllarda her alanda giderek yozlaşan bir ülke haline geldik. Her şeyin en kolayını seçen, çalışmadan kazanç elde etmeyi uman, kazanç elde etmek için her yolu mübah gören bir toplum yapısı oluşmaya başladı. Ahlak, toplum olmanın yazılı olmayan kuralları, dürüstlük gibi kavramlardan giderek uzaklaştığımızı söylemek çok da acımasız olmaz sanırım. Yakın dönemde yurt dışı bağlantılarım ile yaptığım bir görüşmede maalesef bu gerçek çok vurucu örneklerle karşıma çıktı. Firmalarımızın duvarlarını süsleyen kalite belgelerimizin bile dünyanın bir çok noktasında yok hükmünde sayıldığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim. Neden mi bahsediyorum?

Hepimizin bildiği gibi, firmaların kalite sistemlerini belirleyen bir çok belge var. Tabii ki içlerinde en meşhurları da ISO belgeleri diyebiliriz. Normal şartlar altında oldukça ciddi sorumluluklar yükleyen bu belgelendirmeler, ülkemizde ne yazık ki “parayı bas, belgeyi gönderelim” durumuna gelmiş durumda. Tüm belgelendirici kuruluşları aynı sepete koymak kesinlikle kabul edilebilir değil, denetlemesini hakkıyla yapan, hatta olması gerekenden daha hassas davranan firmalar da yok değil. Ama bu, piyasadaki firmaların büyük bölümünün belgelerinin bir kaç bin liralık bir havale ile adreslerine kargolandığı gerçeğini değiştirmiyor.

Bizim sadece kendi aramızda kalacak sandığımız bu kurmaca düzen, yapmakta olduğum bir ihracat görüşmesinde yüzüme bir kez daha tokat gibi çarptı. Danışmanlığını yaptığım firmanın elinde bütün gereklerini yerine getirerek almış olduğu ISO belgeleri olmasına rağmen, ithalatçı Avrupa firması belgeyi veren kuruluşun bir Türk firması olduğunu, Türk firmaları tarafından verilen ISO belgelerini dikkate almadıklarını belirtti. Bunun gerekçelerini de geçmiş tecrübelerinden tek tek firma isimlerini bile vererek açıkladı. Daha önceki anlaşmaları çerçevesinde denetlemeye gittikleri tedarikçilerinin kalite yönetim sisteminden bihaber olmalarına rağmen hepsinde bin bir çeşit belge olduğunu çarpıcı ve Türkiye gerçeklerine tam oturan örneklerle anlattı.

Uluslararası belgelendirmeleri bile bu standartlara düşürmüş olan, bunu da ihracat pazarlarına bir güzel duyurmuş olan bir iş dünyamız var özetle. Firmalarımızı geliştirmek, kalite ve dolayısıyla da rekabet gücümüzü arttırabilmek adına kendi inisiyatifimizle en katı şekilde uygulamamız gereken kalite ve belgelendirme süreçlerini, sırf duvarımızı süslesin, firma antetli kağıdının köşesinde dursun, ihaleye belge hazırlarken sorarlarsa hazır bulunsun zihniyetiyle yalan yanlış bir şekilde çözmeye çalışmak, kendimizi kandırmaktan başka hiç bir işe yaramıyor.

Sistemi öyle bir hale getirmiş durumdayız ki, şirket kuruluşunun ardından yapılacaklar listesinin en tepesine oturttuk neredeyse bu belgelendirme süreçlerini. Şirketi kurar kurmaz başvurup (kısacası ödemeyi yapıp) alıveriyoruz bunları. Şirket kurulumuyla ISO 9001, 14001, 18001 belgelerinin ofise gelmesi arasında kaç gün geçiyor? Ama dediğim gibi, ihracat pazarları artan rekabetin de etkisiyle artık çok daha detaycı, çok daha ince eleyip sık dokuyor. Bu patlak teker ile bir süre daha yola devam edebileceğimiz aşikar, ama görünen o ki janta oturmamız da uzak değil.

Basit numaralarla kendimizi kandırmak yerine, o belgelendirme gereksinimlerinin masabaşında oturularak yazılmadığını, yılların tecrübesiyle firmaların kalite ve rekabet güçlerini arttıracak yapıya hizmet eden bir süreç olduğunu fark etmenin zamanı gelmedi mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir